Başkalarını memnun etmek için kendi isteklerinden sürekli ödün veren biri misiniz? Özellikle kadınlar, toplumda her talebe “evet” demeleri gerektiği gibi yaygın bir baskıyla karşılaşabiliyor​. Bu nedenle pek çok genç kadın “hayır” demekte zorlanıyor ve zamanla sınırları ihlal edildiğinde tükenmiş veya kırgın hissedebiliyor. Oysa sağlıklı sınırlar koymak, duygusal, fiziksel ve sosyal anlamda kendinizi korumanız ve dengeli ilişkiler kurmanız için hayati önem taşır. Sınırlar sağlıklı ilişkilerin temelini oluşturmakta ve bireylere güçlü bir özdeğer duygusu kazandırmaktadır. Bununla beraber sınırlarını net bir şekilde belirleyebilen kişilerin daha az stres ve kaygı yaşadığı ve yaşamlarından daha fazla tatmin duyduğu bilinmektedir. Kısacası, sınır koymak ne bencilliktir ne kabalıktır – aksine, hem kendinize hem de başkalarına yaptığınız bir iyiliktir. Bu yazımda, duygusal, fiziksel ve sosyal alanlarda sağlıklı sınırlar belirlerken nelere dikkat etmeniz gerektiğini, neleri yapmanız, nelerden kaçınmanız gerektiğini açıklamaya çalışacağım. 

Duygusal Sınırlar: Duygusal sınırlar, duygularınızın ve düşüncelerinizin size ait olduğunu kabul etmeyi ve bunların başkalarınca bastırılmasına veya değersizleştirilmesine izin vermemeyi içerir​. Bu sınırlar sayesinde kendi duygularınızın sorumluluğunu alır, başkalarının hislerinden ise kendinizi sorumlu tutmazsınız. Örneğin, yakın bir arkadaşınız üzgün diye sizin de sürekli üzülmeniz gerekmez; herkes kendi duygusunu yönetmekle yükümlüdür. Duygusal sınırlar, ne kadar kişisel bilgi paylaşacağınızı veya sizi rahatsız eden konuları belirlemenize de yardımcı olur.

Fiziksel Sınırlar: Fiziksel sınırlar, bedeninizi ve kişisel alanınızı koruma hakkınızdır. Bu, kimin size ne kadar yaklaşabileceğini, hangi düzeyde fiziksel temasa izin verdiğinizi ve mahremiyet alanınızı tanımlar​. Örneğin birisi size çok yakın durarak rahatsız ediyorsa, bir adım geri çekilmeniz veya nazikçe mesafe rica etmeniz fiziksel sınırınızı korumak içindir. Mahremiyet de fiziksel sınırların bir parçasıdır; odanıza izinsiz girilmemesi veya eşyalarınızın karıştırılmaması gibi konular bu kapsamdadır. Kısaca, fiziksel sınırlar başkalarına bedeninize ve alanınıza saygı göstermeleri gerektiğini ifade eder.

Sosyal Sınırlar: Sosyal sınırlar, insan ilişkilerinde ve toplumsal ortamlarda kabul ettiğiniz davranışların, zaman kullanımının ve iletişim düzeyinin sınırlarını belirler. Aile, arkadaşlık veya iş ilişkilerinde nasıl bir etkileşim istediğiniz, nelere tolerans gösterebileceğiniz bu sınırlarla çizilir. Örneğin, sosyal medya kullanımında özel hayatınızın ne kadarını paylaşacağınız veya bir arkadaşınızın size hangi saatlerde ulaşabileceği de sosyal sınırlarınızla ilgilidir. Bir başka örnek: İş çıkışı dinlenme zamanınıza saygı gösterilmesini istemek, hafta sonlarınızı sadece ailenize ayırmak ya da kalabalık ortamlarda belirli konuların açılmamasını tercih etmek sosyal sınırlarınıza girer. Bu sınırlar, çevrenizdeki insanlara nasıl davranılmak istediğinizi gösterir ve sağlıklı etkileşimleri mümkün kılar​.

Sınırların niteliği kişiden kişiye değişir. Her bireyin konfor alanı ve toleransı farklıdır. Önemli olan, kendi duygusal ve fiziksel ihtiyaçlarınızı fark ederek bu sınırları belirlemek ve çevrenizdekilere uygun şekilde iletmektir. Peki bunu yaparken nelere dikkat etmeli, nelerden kaçınmalısınız?

  • Önce Kendinizi Tanıyın: Sağlıklı sınır koymanın ilk adımı, kendi ihtiyaçlarınızın ve değerlerinizin farkında olmaktır. Neye ihtiyacınız olduğunu, nelerin sizi rahatsız ettiğini ve kişisel limitlerinizin nerede başladığını belirleyin. Örneğin, bir gün içinde ne kadar sosyal etkileşime tahammül edebildiğinizi veya hangi konuların sizi duygusal olarak yıprattığını kendinize netleştirin. Bu öz farkındalık, hangi durumlarda sınır koymanız gerektiğini gösterecektir. Unutmayın, başkalarına “hayır” diyebilmek için önce kendi *“evet”*lerinizi (önceliklerinizi) bilmeniz gerekir.
  • Açık ve Net İletişim Kurun: Sınırlarınızı belirledikten sonra, bunları çevrenizdekilere açık bir dille ifade etmelisiniz. İnsanların zihin okumasını beklemeyin. Ne istediğinizi veya istemediğinizi kibar ama kararlı bir üslupla söyleyin. Mümkünse “Ben dili” kullanarak konuşun (örneğin: “Bu şekilde konuşulunca kendimi rahatsız hissediyorum” demek, karşı tarafa suçlayıcı olmadan durumu anlatır). Mesajınızı iletirken sakin ve resmî bir dil kullanın; gereksiz detaylara girmeden özlü bir şekilde sınırınızı belirtin. Açık iletişim, yanlış anlaşılmaları önler ve karşı tarafın sizi ciddiye almasını sağlar​. Örneğin, bir arkadaşınız sürekli sizden habersiz evinize geliyorsa, “Habersiz geldiğinde hazırlıksız yakalanıyorum, lütfen gelmeden önce haber verir misin?” diyerek net bir sınır çizebilirsiniz.
  • “Hayır” Demeyi Öğrenin ve Uygulayın: Hayır diyebilmek, sağlıklı sınırların temelidir. İlk başta zor gelse de, “hayır” kelimesini nazik ama kesin bir şekilde söyleme pratiği yapın. “Hayır” dediğiniz için suçluluk duymamaya çalışın; bu bir hak ve ihtiyaçtır. Hatta gerekirse ayna karşısında veya güvendiğiniz bir arkadaşınızla “reddetme” cümleleri prova edin. Örneğin, bir daveti veya isteği reddetmek için “Çok teşekkür ederim, ancak bu seferlik gelemeyeceğim” gibi ifadeler kullanabilirsiniz. Araştırmalar, “hayır” diyebilme becerisini geliştirmenin stres ve kaygıyı azaltarak özsaygıyı artırdığını gösteriyor​. Unutmayın, sizin “hayır” dediğiniz yerde başkası “evet” diyebilir; dünyayı sırtlamanıza gerek yok.
  • Tutarlı Olun ve Sınırlarınızı Savunun: Sınır koymak bir defalık bir eylem değil, sürekli bir süreçtir. Bir kere sınır belirledikten sonra, bunun arkasında durmanız çok önemlidir. Eğer bugün “hayır” deyip yarın karşınızdakinin ısrarına dayanamayıp “peki” derseniz, karşınızdaki kişi sınırınızın esneyebileceğini düşünecektir. Örneğin, iş çıkışında işle ilgili telefonlara bakmama kararı aldıysanız, bu kuralı her seferinde uygulayın. İlk seferinde sınırınızı kabul etmeyen birisi, tutarlılığınızı gördüğünde zamanla bunu kabullenecektir. Gerekirse, sınır ihlali devam ediyorsa uygun bir sonuç da belirleyin (örneğin, uyarıya rağmen habersiz ziyarete devam eden bir akrabaya bir süre kapıyı açmamak gibi). Tutarlılık, karşı tarafa mesajınızın ciddiyetini gösterir ve kendi özsaygınızın da bir yansımasıdır.
  • Kendinizi İfade Ederken Saygılı ve Nazik Olun: Sınırlarınızı iletirken kararlı olmanız gerektiği kadar, üslubunuzun saygılı olmasına da özen gösterin. Amaç karşınızdakini cezalandırmak veya kırmak değil, kendi alanınızı korumaktır. Duygularınızı sakin bir tonda ifade edin ve mümkünse karşı tarafın da yüzünü kaybetmeyeceği bir dil kullanın. Örneğin, “Böyle konuşmana izin vermeyeceğim” yerine “Bu üslup beni incitiyor, bu şekilde konuşmak istemiyorum” demek daha yapıcıdır. İyi niyetli ancak net bir tavır, sınır koymayı bir çatışma değil, ilişkiyi iyileştirme çabası olarak gösterir​. Karşınızdaki tepki verse bile, niyetinizin ilişkiyi karşılıklı saygı çerçevesinde sürdürmek olduğunu bilmek işinizi kolaylaştırır.
  • Başkalarının Sınırlarına Saygı Gösterin: Unutmayın ki herkesin sınırları vardır ve sizin de çevrenizdekilerin sınırlarına özen göstermeniz gerekir. Siz başkalarının sınırlarına ne kadar saygı duyarsanız, onlar da sizin sınırlarınızı o kadar anlayışla karşılar. Örneğin, bir arkadaşınız belirli bir konuda konuşmak istemediğini söylediğinde bunu zorlamayın veya çalışma arkadaşınız mesai saatleri dışında rahatsız edilmek istemiyorsa buna uyun. Karşınızdakinin *“hayır”*ını kabullenmek, kendi *“hayır”*larınızı söylerken de sizi daha özgüvenli kılar. Ayrıca, başkalarının sınırlarına saygı duymak empati yeteneğinizi güçlendirir ve ilişkilerinizi karşılıklı güven temelinde sağlamlaştırır.
  • Gerektiğinde Destek Alın: Eğer sınır koyma konusunda ciddi zorluklar yaşıyorsanız veya kendinizi kronik olarak “hayır diyemeyen” biri olarak tanımlıyorsanız, bir uzmandan destek almak faydalı olabilir. Psikolojik danışmanlık veya terapi, *“insanları hayal kırıklığına uğratma korkusu”*nun üstesinden gelmenize ve özgüveninizi arttırmanıza yardımcı olabilir. Bir terapist, hangi durumlarda neden sınır koyamadığınızı keşfetmenizi sağlayarak size özel stratejiler geliştirebilir. Unutmayın, yardım istemek güçsüzlük değil, aksine kendini geliştirme çabasıdır.
  • Suçluluk Duygusuna Kapılmayın: Sınırlarınızı koruduğunuz için kendinizi suçlu hissetmemelisiniz. Kendi ihtiyaçlarınızı önemsemek, bencillik değildir. Aksine, bu hem kendinize hem de başkalarına karşı dürüst olmanın bir yoludur. “Hayır” dediğinizde veya bir sınır koyduğunuzda hemen ardından özür dilemek ya da kendinizi açıklamaya çalışmak, hem sizin suçluluk duygunuzu artırır hem de karşınızdakine sınırlarınızın pazarlığa açık olduğu mesajını verir. Örneğin, bir davete katılamayacağınızı söylediğinizde “Çok üzgünüm, ben ne kadar kötü bir arkadaşım…” diye uzun uzun özürler sıralamayın. Kısa ve net bir açıklama yeterlidir. Unutmayın, kendi sınırlarınızı çizmek sizin doğal hakkınızdır ve bunun için özür dilemeniz gerekmez.
  • Aşırı Açıklama veya Savunmaya Girerek Sınırınızı Zayıflatmayın: Bir sınır koyduğunuzda, karşınızdaki nedenini sormasa bile detaylı açıklamalar yapma ihtiyacı hissetmeyin. “Hayır demek istemiyorum çünkü çok yorgunum, aslında belki yapabilirdim ama…” gibi kendinizi savunur tarzda cümleler, karşı tarafa kararsız olduğunuz izlenimini verebilir. Kısa ve net bir gerekçe (eğer gerekliyse) genellikle yeterlidir: “O gün başka bir planım var,” ya da “Bunu yapacak zamanım yok” gibi. Eğer sürekli açıklama yaparsanız, karşınızdaki kişi bu gerekçeleri çürütmeye çalışabilir. Örneğin “Yorgunsan sonra yap” veya “Bir saatin yok mu?” gibi itirazlarla karşılaşırsınız. Bu tür durumlara mahal vermemek için açıklamalarınızı minimal tutun. Sınır koymak bir tartışma başlatmak zorunda değildir. Karşı taraf sınırınızı anlamakta zorlanıyorsa, konuyu uzatmadan kibarca tekrarlayın.
  • Pasif Kalmayın ya da İma Yollarına Başvurmayın: Sınırlarınızı belirtirken doğrudanlıktan kaçınmak, maalesef genellikle işe yaramaz. İmalarla veya dolaylı yollardan mesaj vermeye çalışırsanız, insanlar bunu fark etmeyebilir ya da ciddiye almayabilir. Örneğin, bir arkadaşınıza sürekli geç kaldığı için kızıyor ama bunu laf sokarak ima etmeye çalışıyorsanız (“Ne tesadüf, yine tam vaktinde geldin!” gibi), muhtemelen davranışında bir değişiklik görmeyeceksiniz. Bunun yerine, konuyu açıkça dile getirmelisiniz (“Buluşmalarımıza sık sık geç kalman beni üzüyor, lütfen daha özen gösterir misin?” gibi). Pasif kalmak, sınırlarınızın ihlaline zemin hazırlar. İma yerine açık iletişim her zaman tercih edilmelidir. Sınırlarınızı ifade etmekten çekinmeyin; söylemediğiniz sürece karşınızdakinin bunu “anlamasını” beklemek gerçekçi olmaz.
  • Aşırı Derecede Sert veya Agresif Olmayın: Kararlılık ile saldırganlık arasındaki farkı gözetmek önemlidir. Sınır koyarken öfkeli, düşmanca veya küçümseyici bir tavır takınmak, mesajınızın ciddiyetini arttırmaz; tam tersine karşı tarafın savunmaya geçmesine neden olabilir. Örneğin, arkadaşınıza “Artık bana böyle saçma şeyler sorma!” demek yerine, “Bu konuyu konuşmak beni rahatsız ediyor, lütfen bana bu soruyu sorma” demek daha doğrudur. İlk ifade saldırgan ve suçlayıcıyken, ikincisi hem net hem saygılıdır. Sınırlarınızı belirtirken ses tonunuzu yükseltmek, hakaret etmek veya eski defterleri açmak gibi davranışlardan kaçının. Unutmayın, amaç karşınızdakiyle kavga etmek değil, kendi çizginizi çizmektir. Saygınlığınızı koruyarak da gayet net olabilirsiniz. Hatta mümkünse, sınır konuşmalarını sakin bir anınızda yapın; çok öfkeliyken dile getirilen sınırlar genellikle yapıcı olmaz.
  • Karşı Tarafın Tepkisinden Korkup Vazgeçmeyin: Sınır koyduğunuzda herkes bunu olgunlukla karşılamayabilir; bazı kişiler başlangıçta kızabilir, alınabilir veya şaşırabilir. Bu tepkiler sizi yıldırmasın. Başkalarının duygularını kontrol edemeyeceğinizi aklınızda tutun – siz yalnızca kendi davranışlarınızdan sorumlusunuz​. Eğer birisi sizin sınır koymanıza aşırı tepki veriyorsa, bu tepki genellikle onun problemidir, sizin değil. Örneğin, yıllardır her istediğinde sizin zamanınızı alan bir arkadaşınız, artık her çağırdığında koşup gelmeyeceğinizi öğrenince kırılabilir. Ona anlayışla yaklaşın ama sınırınızdan geri adım atmayın. “Seni anlıyorum ama kendime zaman ayırmam da çok önemli” gibi bir cümleyle empati yapıp yine de duruşunuzu koruyabilirsiniz. Zamanla, gerçekten değerinizi bilen kişiler sınırlarınıza saygı duyacaktır. Sürekli sizin sınırlarınızı çiğneyen ve tepkinize saygı duymayan kişilerle ilişkilerinizi gözden geçirmeniz gerekebilir. Hiç kimseyi memnun etmek uğruna kendi ruh sağlığınızdan vazgeçmeyin.
  • Kendi Sınırlarınızı Sürekli Esnetmeyin: Sınır koymanın amacı, belli durumlarda esneyemeyeceğiniz bir çizgi çekmektir. Elbette her ilişkide bazen fedakarlık yapmak gerekir; ancak bu sürekli tek taraflı bir hal alıyorsa bir sorun var demektir. Sınırlarınızda fazla “ödün” vermek, bir süre sonra sizin için içten içe bir kızgınlık ve resentment (gücenme) biriktirir. Brené Brown bu durumu “rahatsızlık yerine hoşnutsuzluğu seçmek” olarak tanımlar ve aslında kısa süreli rahatsızlık (hayır demek) yerine, uzun vadeli kırgınlığı (içinize atmak) tercih etmemenizi öğütler​. Yani, anlık çatışmalardan kaçınmak için sürekli “tamam bu seferlik yapayım” demek, uzun vadede ilişkiye zarar verir. Sınırlarınızı belirlediyseniz, her seferinde istisna yapmamaya çalışın. Örneğin, hafta sonunu dinlenmeye ayırma sınırı koyduysanız “ama bu seferlik arayıp işlerini halledeyim” diye her defasında kendi kuralınızı bozmayın. Aksi takdirde, karşınızdakiler de sizin sınırlarınızı ciddiye almayı öğrenemez.

Özetle, sınır belirlerken yapılmaması gerekenler; suçluluk duymamak, kendini sürekli savunmamak, pasif-agresif olmamak, aşırı tepkisel olmamak, karşı tarafın memnuniyetini kendi değerinizin önüne koymamak ve kendi çizginizi sudan sebeplerle bozmamaktır. Bu hatalardan kaçındığınızda, sınır koyma süreciniz çok daha sağlıklı ve etkili olacaktır.

Teorik bilgiler bazen günlük hayatta nasıl uygulanacağını anlamayı zorlaştırabilir. Bu nedenle, sınır koyma konusunda iki örnek durum üzerinden pratik bir bakış ele alalım:

  • Örnek 1 – Arkadaş İlişkisinde Sınır Koyma: 24 yaşındaki Ayşe, yakın arkadaşı Melis’in her talebine koşulsuz evet demektedir. Melis ne zaman moral bozukluğu yaşasa, gece yarısı dahi olsa Ayşe’yi arar ve saatlerce konuşmak ister. Ayşe, kendi uykusundan ve işine odaklanma vaktinden feragat ederek arkadaşına destek olur. Bir süre sonra Ayşe, sürekli dinleyici rolünde olmaktan duygusal olarak tükenmiş hissetmeye başlar. Sonunda, kendi sınırlarını fark eder: Melis’i önemsese de her an ulaşılabilir olmak onu yıpratmaktadır. Ayşe, uygun bir zamanda Melis’le konuşur ve artık geceleri geç saatlerde aramalara müsait olmadığını, önemli bir şey yoksa görüşmeleri daha makul saatlerde yapmayı istediğini belirtir. Bunu söylerken sakin ve anlayışlı bir ton kullanır, Melis’e değer verdiğini ancak kendine de zaman ayırması gerektiğini vurgular. İlk etapta Melis bu duruma şaşırsa da Ayşe’nin dürüstlüğüne saygı duyar. Zamanla, Melis gerçekten acil bir durumu yoksa gece aramamayı öğrenir ve ihtiyaç duyarsa gündüz saatlerinde Ayşe’den destek alır. Ayşe ise bu süreçte “hayır” diyebilme pratiği kazanarak hem özsaygısını artırır hem de kendini tüketmeden arkadaşına destek olmanın dengesini kurar. Artık arkadaşına yardım ettiğinde bunu gönül rahatlığıyla yapmakta, kendi sınırlarının ihlal edilmesine izin vermediği için birikmiş bir öfke veya pişmanlık hissetmemektedir.
  • Örnek 2 – Aile İlişkisinde Sınır Koyma: 30 yaşındaki Elif, ailesine çok düşkün bir genç kadındır. Annesi ondan sık sık ev işlerinde yardım ister ve Elif de ne kadar meşgul olursa olsun annesini kırmamak için tüm planlarını iptal eder. Bir süre sonra Elif, kendi özel hayatına vakit ayıramadığını, ilişkilerde sınır koymamanın onu yorduğunu fark eder. Örneğin, hafta sonlarını dinlenerek geçirmek veya arkadaşlarıyla buluşmak yerine sürekli anne-babasının isteklerine koşmaktadır. Elif, bu durumun sürdürülemez olduğunu anlar ve ailesiyle konuşmaya karar verir. Annesine, onu çok sevdiğini ancak kendi hayatında da dengeye ihtiyacı olduğunu söyler. Bundan sonra, önceden haber verilmemiş ani talepleri her zaman karşılayamayacağını, kendi planları varsa onlara öncelik vereceğini nazikçe açıklar. İlk başta annesi bu duruma biraz alınır ve “Bizi istemiyor musun artık?” gibi duygusal tepki verir. Ancak Elif kararlı ve sakin kalarak annesine dinlenmeye ve kişisel zamana ihtiyacı olduğunu anlatır. Babası da durumu destekleyince annesi zamanla durumu kabullenir. Sonuç olarak, Elif artık ailesine yardım ederken kendisini tüketmiyor; gerçekten zamanı ve enerjisi olduğunda yardımcı oluyor, olmadığı zaman kibarca reddediyor. Bu yeni düzenle Elif’in ailesi de ona daha çok saygı göstermeye ve isteklerini daha ölçülü dile getirmeye başlıyor. Elif, sınır koyarak ailesiyle ilişkisini koparmamış, tam tersine daha sağlıklı bir hale getirmiştir – çünkü artık içten içe kızgınlık biriktirmiyor, yaptığı yardımları isteyerek yapıyor. Bu örnek, aile içinde sınır belirlemenin sevgi bağını zedelemek zorunda olmadığını, aksine uzun vadede karşılıklı anlayışı artırdığını gösteriyor.

Yukarıdaki senaryolar, sınır koymanın gerçek hayatta nasıl görünebileceğine dair fikir vermektedir. Her iki durumda da başlangıçta bir rahatsızlık veya gerginlik yaşansa da, devamında ilişkilerin daha dengeli ve saygılı bir çizgiye oturduğuna dikkat edin. Sınır koymak, kısa vadede ufak çatışmalara neden olsa bile uzun vadede büyük çatışmaları önler; çünkü kişiler birbirlerinin sınırlarını öğrendikçe, kırgınlıklar ve gizli öfkeler yerini açıklığa ve karşılıklı saygıya bırakır.

Sonuç olarak, ilişkilerde sınır koymak başta zorlayıcı görünse de, hem sizin hem de etrafınızdakiler için sağlıklı bir alışkanlık haline gelebilir. Sınırlarınızı belirlerken yapmanız ve yapmamanız gerekenlere dikkat ettiğinizde, kendinizi duygusal ve fiziksel olarak daha güvende hissedeceksiniz. Hayatınız, başkalarının istekleri tarafından yönetilmek yerine, sizin değerleriniz ve öncelikleriniz etrafında şekillenmeye başlayacak. Bu da daha az stres, daha fazla özgüven ve daha doyumlu ilişkiler demektir​.

Elbette sınır koymak, özellikle ilk zamanlarda, cesaret ister. Sevdiğimiz insanları hayal kırıklığına uğratma korkusu bazen önümüze çıkar. Fakat Brené Brown’un dediği gibi, “Sınır koymak, başkalarını hayal kırıklığına uğratma riskine rağmen kendimizi sevmek için cesaret göstermek demektir.”

Gerçekten de, kendi değerinizi bilip onu savunduğunuzda, çevrenizdekiler de size ona göre davranmayı öğreneceklerdir. Kendi sınırlarınızı çizmek, özsaygınızın bir yansımasıdır ve özsaygısı yüksek bireyler daha sağlıklı ilişkiler kurarlar​.

Son olarak unutmayın: Sağlıklı sınırlar belirlemek, bir gecede mükemmel hale getireceğiniz bir beceri olmayabilir. Bu bir öğrenme sürecidir ve pratik gerektirir. Küçük adımlarla başlayın, başarılarınızı takdir edin ve tökezlerseniz kendinize yüklenmeyin. Zamanla, “hayır” demenin getirdiği özgürlüğü ve kendi hayatınızın kontrolünü elinize almanın huzurunu fark edeceksiniz. Kendi değerinizi bilen ve bunu iletişim kurabilen bir insan olarak, gerek duygusal gerek fiziksel gerekse sosyal alanda çok daha sağlıklı ve tatmin edici bir yaşam sürdüreceksiniz. Kendi sınırlarınızı belirlemekten çekinmeyin; siz onlara önce saygı duyun ki başkaları da duysun.